Ak Altının Öyküsü

Ak Altının Öyküsü,  araştırmacı Alman kökenli/Avusturyalı yazar Anton Zischka’nın 1935 yılında kaleme aldığı 1945 yılı Mayısında tirajı 40.000’e ulaşmış “Der Kampf um die Weltmacht Baumwolle” isimli kitabının tarafımdan Türkçeleştirilerek yayımlanmış adıdır. Aşağıda bu kitaptan derlenmiş bir bölümü AKİB Aktüel okurları ile paylaşmak istiyorum.

Yazar o yıllarda bu kitabı hazırlamak için birçok ülkeyi  gezmiş ayrıca  45 ayrı kaynaktan yararlanmıştır. Kitabın bu bölümünde Yazar kitabında, birinci dünya savaşı sonrasında gelişmiş ülkelerin pamuklu tekstil ürünlerine pazar bulmak için ne gibi rafine yöntemler geliştirdikleri, aşağıdaki bölümde anlatıldığı gibi ibret verici bir biçimde dile getirilmektedir:

Ak Altinin ÖykusuBirinci Dünya savaşı öncesi, dünya tekstil  hammaddesi sorunu çözülmüş gibi görünse de tekstil pazarındaki amansız rekabet aynı hızla ve sertleşerek devam etmektedir. Savaş son-rası yıllarda ise mal mülk edinmeye duyulan  doyumsuzluk, sahte bir zenginlik doğurmuştu. Büyük şehirlerde tekstil fabrikaları kuruluyor, plansız bir büyüme göze çarpıyordu. Ne var ki üretilen tüm malların Avrupa içinde tüketilmesi mümkün olmuyor, bunların denizaşırı ülkelere ihraç edilmesi gerekiyordu  Bu noktada akla gelen ilk parlak! fikir, çıplak gezen Afrika ve sarı benizli Asya halkını  giydirmek olmuştur. İstatistiklere göre 1934 yılında dünyada yaklaşık 1 milyar insan ya tamamiyle çıplak gezmekte veya bedeninin çok az yerini örtmekteydi. Hindistanda çoğu insan beline bağladığı bir peştemalla dolaşıyor, Afrika’da ise nüfusun sadece %2’si çıplak denmeyecek kadar az giyiniyordu.  Avrupa, insanları giyinmeye teşvik etmek için “beyaz haftalar” adı altında bir reklam kampanyası başlatmıştı. Bu beyaz haftalarda  halka, özellikle bu iş için görevlendirilmiş ve satın alınmış vaiz ve misyonerlerin sistematik propogandaları aracılığı ile çıplaklığın tanrı katında ne kadar büyük bir “günah” olduğu fikri yayılmaya  çalışılıyordu. Bu slogan halk tarafından bayağı tutuldu. Kumaş satışları birden büyük bir hızla artmaya başladı.  Fransa’nın önde gelen sendikası “Syndicat Générale de Industrie cotonière”  bütçesinden, papazların halkın kumaş kullanımını arttırıcı misyonerlik hizmetleri karşılığı 44 milyon Frank ayırmıştı. Amerikan tekstil endüstrisinin büyük bölümünü çatısı altında barındıran Cotton Textile Institute”  bu amaca yönelik misyonerlik hizmetlerine 9,2 milyon dolar harcamıştı. Bu insanlar, işi daha da abartarak misyonerlerin yetişemediği yerlerde falcı ve hipnotizmacıları da devreye sokmuşlardı.

Belçika kongosunun Sorono yöresi yakınlarında yaptığım bir gezi sırasında tanıma fırsatını bulduğum  bir kabilede gördüklerim  akıllara durgunluk verecek düzeydeydi. Bu kabiledeki insanların tamamına yakını çıplak geziyordu. Kabilenin iyi kıyım, göbekli reisi, aynı zamanda kabilenin “hekim”i  Tlai, beyaz efendilerinin teşvikiyle ilginç bir çözüm üretmişti. Tlai, kumaş satışlarını artırmak için cenaze törenlerini kullanılacaktı! İşe önce halka tanrının, kabilesinin ölülerini emrettiği kurallara göre defnetmesi için kendisini görevlendirdiğine inandırmıştı. Senaryoya göre çıplak ölü önce  ateşte kızartılıyor, ardından sıcak ceset mumyalanıyordu. Dul eşin görevi cesedi ateş üzerinde çevirmekti. Sıcaktan büzülerek küçülen ceset çekilerek uzatılıyor, ardından kişinin sağlığında bu iş için biriktiği sayısız giyim  eşyası, pamuklu gömlekler, elbiseler, şallar, yün battaniyeler bir yapma bebek gibi çepeçevre ölünün üzerine sımsıkı sarılıyordu. Sonuçta ortasında ölü buluna dev bir yapma bebek ortaya çıkıyordu.

Ak Altının ÖyküsüÖlünün giydirilmesi işini  hekim Tlai yönetiyordu. Ölünün kolları neredeyse ağaç gövdesi , bacakları ise dimdik sütunlara dönüşüyordu. Yapma bebeğin büyüklüğü kişinin tanrıya bağlılığını ve zenginliğini temsil ediyordu. Gece olunca kabile reisi ve hekim Tlai yapma bebeğin bezlerinin üzerini esrarengiz izlenim veren anlaşılmaz bazı şekillerle boyuyorlar, daha sonra köyün gençleri bu garip ceset heykelini kişinin sağken yaşadığı kulübenin önüne taşıyorlardı. Bu bezden heykel toz haline gelip dağılıncaya kadar orada kalıyordu.  Tlai bu hizmetlerinin karşılığı beyaz, kumaş tüccarlarından yüklü rüşvet ve  komisyonlar alıyordu.  Sorono kabilesi mensupları ise ellerindeki avuçla-rındaki paraları öldükten sonra kendilerini saracak bezlere harcıyorlardı.”

Sorono kabilesinin öyküsünü okuduktan sonra, Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülke insanlarını açlık ve sefaletten kurtarmak, bu ülkeleri kalkındırmak gerekçesiyle devlet kurumları ya da yardım kuruluşları aracılığı ile düzenledikleri yardım kampanyalarının acaba salt insanlığa hizmet amacını mı güttüğünü insan kendi kendine sormadan edemiyor.

Ne dersiniz?


Diğer Makaleler
İpekböcekçiliği 3. ve son bl.
İpekböceği ve ipek 2. Bölüm
İpekböceğive ipek
Sözlükte yer almayan Almanca 3
Sözlükte yer almayan Almanca 2
Sözlükte yer almayan Almanca 1
Ak Altının Öyküsü
Endüstri İşletmelerinde Haberleşme Kuralları
Pamukla ilgili üzeri tozlanmış istatistikler
Yeniliklerle aranızdayız
|| Tumateks || - M A R A T O N D e d i k l e r i....
Slaytla Eğitim Seti
Tekstil öğrencilerine
Idiotensicher
Nano, çağın küçüklük sınırlarını zorluyor.
Türkiyede Ipek Dokumaciligi Nasil Basladi
Yüzme biliyor musunuz?
Kutikula
Giyim Kuşam Dedikleri...
Yün üzerine
So sind wir Deutsche! - Iste biz Almanlar böyleyiz!
Prof.Madran-MARATON dedikleri
Tekstil Kulübü'nden Konferans
Değerli Okurlarımız
İletken gümüş filamentler